Tekerrür
Öğlene dogru uyandım. Yerini ezbere bildiğim tv kumandasını elimi koltuğa uzattığım gibi kaptım. Tuşlarına bastım. Kanalın birinde yüzlerini ezberlediğimiz adamlardan biri güneydoğunun kalkınmasından ve oralara hizmet gitmesinden bahsediyordu. Ekranın altından geçen alt yazılara gözüm ilişti. Elimi yüzümü daha yıkamamış uykudan bile ayılamamıştım. Ani bir tepkiyle gemi direği gibi ayağa kalktım ve doğruldum.
Hiç güzel bir sabah olmamıştı. Morelim bozulmuş, nefes alamaz durumda boğazıma bir ağırlık çökmüştü.
Onbeş şehit vermişiz…
Aylardır kayıpedebiyat için yazı yazmamıştım. Nereden başlamalı nasıl girmeli diye günlerdir düşünüyordum. Altan Moskova’dan tatlı ve zekice taarruza geçmişti. İsviçre’de olmanız veya Toronto’da olmanız Moskova’daki Altan için bir engel değildi. Sizi arar ve bulur. Muhabbet arası olayı yoluna sokar tatlı bir meltem esintisi gibi konuyu ’’yazmaya’’ getirip çiviyi mutlaka çakardı.
Altan da büyülü bir el vardı sanki. Kapsama alanına giren herkesin ne zaman neyi yapması gerektiğini sezebiliyordu. Bu özellik öyle beş on dakikalık bir mesele değildi tabiki. Kapsama alanındakilerin en az onbeş yıllık arşivi bulunurdu Altan’ın elinde. Düzenli not tutma alışkanlığı onun için muazzam bir arşiv sahibi olmasına yaramıştı.
Yıllardır dinlediğim içi boş laflar ediliyor tv de;
''Sorumlular mutlaka bulunacak! Bu işin takipçisi olacağız. Kanları yerde kalmayacak" dedi biri. Ahmet, bilmem nereye olan gezisini iptal etti. Cevdet, "saldırının tarihi düşündürücü" dedi. Amerika ve Nato saldırıyı kınadı! Stratejist Kamil "yabancı istihbarat örgütlerinin parmağı var" dedi. Şehit babası Mustafa, "vatan sağolsun" dedi.
Üst katımızda oturan İtalyan ailenin çocukları koridor da oynuyorlar. İtalyan çocuklarına arnavut ve yugoslav çocukları da eklenince tam bir savaş öncesi tatbikat hazırlığı yaşanıyor apartmanda.
Şehitlerimizin kimlikleri belirlendi; Memur çocuğu Ahmet, çiftci çocuğu Mehmet, Emekli çocuğu Rıza……………………….!
Avusturya ORF1 kanalında reklamsız çok güzel bir film oynuyor. Alman RTL kanalında ülkeye arabalarının bagajında sınır ülkelerinden ucuza benzin sokanları polis yakalıyor. Balkondan dışarıya bakıyorum. Alplere kar yağmış.
Sky Türk kanalında emekli bir albay yıllar önce bugünkü gibi aynı yere yapılan terörist saldırıda nasıl mücadele ettiklerini anlatıyor.
İsviçre’nin Tele Züri kanalında, yirmi yaşında yeşil gözlü kumral saçlı bir yetmiş boylarında İsviçreli bir kız yanlızlığından şikayetçi. Her hafta düzenli olarak yayınlanan sevgilisi olmayan gençlere çöpçatanlık yapan programda yirmili yaşlarda bir Türk gencide yarışıyor. Uzun boylu, kulağında küpe, asker! traşlı yakışıklı bir genç. İsviçreli afetin sorularına verdiği eksantrik cevaplarla diğer yarışmacıları geride bırakarak kıza kapmaya hak kazanan yirmili yaşlardaki Türk genci, stüdyodan alkış topluyor.
’’Hain saldırıda vatanı için canını verip şehit düşen yirmibir yaşındaki jandarma er Murat’ın iki çocuğu yetim kaldı’’ diyor kanalın biri. Diğer bir kanal teröristlerin ’’Kandiilli’den! Geldiğini anlatıyor. Elindeki mikrofonla rap müzik yapan zenciler gibi hareket eden spiker, gidip gelen kameranın olaya heyecan katma çabası futbol maçı öncesi staddaki heyacanı bildiren habere benziyor.
Daha çok habere ulaşmak istiyordum. Yaralı askerlerimizin sağlık durumlarını merak ettiğimden, kanal kanal geziyordum. Akşama doğru şehit ailelerine ulaşılıp analarının, babalarının ve sevdiklerinin ağıtlarıyla karşılaşmıştım. İçler acısı görüntülerdi.
Çoğu kanalda ’’uykudan önce’’ mesajları vardı. Amerika cart dedi, avrupa curt dedi....
SkyTürk kanalında Osman Pamukoğlu vardı akşam saatlerinde. Serdar Akinan’ın konuğuydu.
Osman Pamukoğlu şöyle dedi ;
‘’ Artık sızlanma, şikâyet etme, ağlama zamanı geçti. Her yerde çöküntü, gayesizlik ve yanılgı havası hâkim. Bu gidiş nereye diye sormaya kalkışmak ise aymazlıktır. Artık yolun ötesi görünmüştür. Siyaset, ekonomi ve güvenlik meseleleri diz boyu olup bunları ortadan kaldırmak için cesur ve erdemli bir siyasi mücadele şarttır’’ dedi.
Ve ekledi Osman Pamukoğlu ; İdam cezası gelmeli, dedi…
Pardon yanlış söyledim. İdam cezası ‘’gelecek’’ dedi.
Oğuz
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa