Cin Portakal
Bodrum barlar sokağındaki
ufak kumsala girdiğimde saat gece üçü gösteriyordu. Sırtımı duvara yaslayıp
ayaklarımı da kumların üzerine serdim. İki şişe Efesi çoktan yuvarlamıştım.
Fazla içen bir adam değildim ama Bodrum içirtiyordu insana. Cebimde fazla para
yoktu. Bütün paralarımı çalışarak kazanıyordum. Diplere doğru yokladım cebimi.
Büfeden iki şişe Efes daha aldım. Tadı hoşuma gidiyordu Efesin. Tuborgun acı bir
tadı vardı. Bodrum kalesinin üzerinde renkli ışıklar yanıyordu. Yatlar vardı
deniz üzerinde. Meşhur Bodrumdaydım. İlk gelişimdi. Kaşe makinesi satmıştık
Bodrumda ki Serkut beye. Makinenin nasıl çalıştığını göstermek için gelmiştim.
Yoksa buralara gelmem imkansızdı. Televizyonlarda gazetelerde sürekli
bahsediliyordu Bodrumdan. Aşk adası, Cennetten bir parça. Gece hayatı süper.
Çeşit çeşit insanların geçişini izliyordum kumsalda. Her yerdeydiler. Sarhoş
olup sevişmekten başka bir şey düşünmüyorlardı. Üçüncü biramı açtım.
Serin bir Bodrum gecesiydi. Ay tepeden gülümsüyordu. Ilık bir rüzgar vardı
denizden gelen. Tadını çıkartıyordum aşk adasının.
Kısacık Sezen Aksu saçlı, siyahlar içerisinde sırtında ufacık sırt çantasıyla
bir kadın geldi kumsala. Tam önümde oturdu. Aramızda ki mesafe bir metre
kadardı. Elinde kutu Efes vardı. Çantasını sırtından çıkartıp attı. Savurdu
çantasını. Ayaklarımın dibine düştü çanta. Morali bozuk gibiydi ve sarhoştu.
Kendine oldukça güvenen bir tipi vardı kadının. Her erkeğin düşlerini süsleyen
cinstendi. Tekrar çantasını almak için benim olduğum tarafa doğru hamle yaptı.
Göz göze geldik. Yemyeşildi gözleri. Ay ışığında kedi gözleri gibi parlıyordu.
Korktum kadından. Kaplan gibi pençeleyip aldı çantasını kumların içinden. On
dokuz yaşındaydım. Kadınlar hakkında pek fazla bir şey bilmiyordum. Herkesten
utanıyordum. İnsanlar içerisinde olmaktan bile korkardım. Yüzüm kızarırdı. Haklı
olsam bile sesimi çıkartamıyordum. Zor bir aile hayatı geçirdiğim için böyle
olduğumu düşünüyordum. Bir gün düzeleceğimi biliyordum. Ve düzelmek için çok
zorluyordum kendimi. Yorulmuştum çünkü bu durumdan.
Kadınla göz göze gelince utanmıştım yine. Bodrum'daydım. Bira içiyordum. Kadında
bira içiyordu. Bana bakıyordu ve ben utanıyordum. Üzerimden kamyon geçmiş
olmalıydı. Yozgatlı bir babanın yumrukları ve sobasının közlerini karıştırdığı
demir maşası geçmişti üzerimden. İçine kapanık bir adam olarak çıkmıştım hayat
sahnesine. Türkiye'nin her bölgesine gidip makine satabiliyordum. İçimde büyük
bir güç ve potansiyel olduğunu biliyordum. Gözlem yapıyordum aslında
inceliyordum insanları. Zamanı gelince patlayacaktım.
Böyle bir kadınla birlikte olmak sevişmek düşünebileceğim en son durumdu. Talih
kuşu gibi bir şeydi kadın. Bana dokunsa anında boşalırdım. Sigarasını çıkardı
çantasından. Kısa kemıl. Tekrar benim tarafa doğru hamle yaptı. Yeşil gözleriyle
tekrar göz göze geldik.
- Ateşin var mı? dedi
Benimle konuşuyordu. Heyecanım daha da arttı. İçimde ki volkanı patlatma zamanı
gelmiş olmalıydı. Bu kadın özel olarak gönderilmişti Bodruma.
Bir seksen civarında boyu vardı. Yirmi beş otuz yaşlarında. Yüzü mermer parçası
gibiydi. Parlıyordu. Siyah taytlı kalçası muhteşemdi. Tayt giyen kadınlar çok
seksi geliyordu bana. Vücutlarının her kıvrımını görebiliyordum. Bu kadınla
sevişsem birde içine boşalsam her şey biterdi benim için. Bütün sorunlarım
kamışımın ucundaymış gibi geliyordu bana. Fışkırtmak istiyordum onları dışarı.
Muhteşem bir boşalmayla zıpkın gibi bir adam olup çıkabilirdim.
Kadın sadece ateş istemişti benden. Ben düşler kurmaya çoktan başlamıştım. Yoktu
ateşim. Sigara içmiyordum. Dumanından bile rahatsız oluyordum.
- Var dedim, otuz saniye bekleteceğim sizi ama
- Bekliyorum o zaman.
Uçtum büfeye doğru. Çakmakla geri döndüm. Sigarasını yaktım.
- Teşekkür ederim çok naziksin.
- Rica ederim, dedim. Moraliniz bozuk herhalde. Çantanızı fırlattınız biraz
önce. kafama gelseydi hastanelik olmuştum şimdi. Büyük ihtimal ziyaretime de
gelmezdiniz
- Çok afedersin ya. Hiç farkında değilim, dedi. Antalya'dan geliyorum. Durmadan
içiyorum. Beş tane daha içtim gelirken yolda. Arabamın içi boş şişe dolu.
Allahtan çevirmeye yakalanmadım.
- Allahtan yakalanmamışsınız, dedim. Yakalayan sizi ömür boyu bırakmazdı.
- Neden beni bırakmasınlar ki?
- Kesinlikle bırakmazlardı sizi. Çok güzelsiniz çünkü.
- Son iki aydır duyduğum en güzel söz buydu. Teşekkür ederim dedi. Adım Ülkü.
Senin ki ne?
- Tayfun
Konuya nereden ve ne zaman gireceğimi bilmiyordum. Bodrumda zaman hızla
akıyordu. Birden bire ağzımdan kelimeler dökülmeye başladı.
- Üzerimde fazla para yok ama İsterseniz size bir içki ısmarlaya bilirim dedim.
Yeşil gözlerini gözlerime odakladı. Işınlanıyorum sandım. Buğday renkli bir teni
vardı. Kutu Efesten bir yudum daha aldı. Kırmızı ojeli parmakları arasındaki
sigarasından derin bir nefes çekip tekrar yemyeşil gözlerini bana kilitledi.
- Ismarla bakalım
Kabul etmişti davetimi. İyi bir başlangıçtı. Bu gece yeni bir Tayfun doğacaktı.
Kumsalda yürüdük beraber. Önümüze '' Varil '' isminde bar çıktı. İki katlıydı
varil. Tahta merdivenlerden üst kata çıktık. Zifir karanlıktı içerisi. Herkes
ayaktaydı. Çılgın danslar ve oyunlar sergiliyorlardı içeride. Büyük varilleri
masa olarak küçük olanları da sandalye olarak kullanmışlardı. Boş bir köşeye
çekildik. Tek varil vardı bizim olduğumuz yerde. Ülkü oturdu. Oturmak için varil
aradım. Bir tane bulup yuvarlamaya başladım pistin ortasından. İki üç kişinin
ayaklarının üzerinden geçtim varilimle. Küçüğü yoktu büyük varil yuvarlıyordum.
Her renkten ışık vardı içeride. Durmadan dönüyorlardı. Volüm çok yüksekti.
Piste koşup oynamaya başladı Ülkü. Kaybetti kendini. Deliler gibi savruluyordu
ışıkların altında. Çıldırtan taytlı kalçalarını sapsarı turist erkeklerin
kamışlarında sektiriyordu. Adamlar kaçıyordu ama zorla sokuluyordu kamışlara
doğru. Ne biçim kadın bu dedim kendime. İnsanı intihara bile sürükleyebilirdi.
Rahattım. Etrafı kesiyordum bende. Aralarda bakıyordum. Tecavüze uğrarsa yardım
ederdim belki. Dev gibiydi Ülkü. Sex bombası gibi duruyordu diğerlerinin
içerisinde. Yüzlerce metre kalçası vardı. Varillerden daha büyüktü göğüsleri.
Taş gibiydi ama. Yol açıyordu pistte oynayanlar Ülkü'ye. Ülkü oynuyor herkes
seyrediyordu. Köşemde ufacık kaldım bende. Bu kadınla beraber olduğuma
inanamıyordum. Doğru dürüst sex bile yapmamıştım bu zamana kadar. Bir iki kere
kerhaneye gitmiştim Karaköy de. Ne yapacağımı da bilmiyordum. Ülkü bir daha
yanıma gelmez tanımaz beni dedim. Birilerine takılır gider diye düşünüyordum.
Gözüm hiçbir zaman yükseklerde olmamıştı. Olayların en kötüsünü düşünürdüm her
zaman. Başıma gelince de fazla üzülmemeyi öğrenmiştim. Olayları kendi akışına
bırakmak daha iyiydi. Mücadeleci bir yapım yoktu. Kimseyle yarışmazdım bir kadın
için. Ülkü gibi tipler için kılımı bile kıpırdatmazdım. Kadın seni istemezse ne
yaparsan yap boştu. Bunu biliyordum sadece. Ülkü yanıma gelmez veya başka birine
takılırsa Kaşe makinesi sattığımız Serkut beyin ayarladığı üç yıldızlı otelime
dönüp otuz bir çekerim dedim. Sabunlu avucumun içinde kamışımı kaydırmakta
güzeldi.
- Cin portakalım nerede, dedi Ülkü. Benim favori içkim
Nefes nefese kalmıştı. Geri dönmüştü bana. Bara gidip cin portakal aldım. On
milyon para verdim. Çok güzel bir paraydı. İkinci cin portakallara param
yetmezdi.
- Sen ne yapıyorsun Bodrum'da Tayfun? Yalnız kadınların sigarasını mı
yakıyorsun?
Göğüsleri daha da büyümüştü sallantılardan. Yüzünü çok net görebiliyordum. Bebek
yüzü vardı.
- Kaşe makinesi satıyorum. Nasıl çalıştığını anlatmak içinde makinelerin
peşinden geliyorum.
- Ben de sanatçıyım. Elli tane bestem var. Antalya da ve bir çok yerde tanınmış
biriyim.
Sarhoştu çılgınlar gibi oynuyordu sarışın ve seksiydi ama Aklı başındaydı
Ülkü'nün. Ne dediğini ve istediğini biliyordu. Esmer yakışıklısı Tayfun'u
istiyordu.
- Çok güzel, dedim. Senin gibi güzel bir kadın ancak sanatçı olur
- Teşekkür ederim Tayfun. Sen bana çok doğal davranıyorsun.Hoşuma gitti.
Sıkıldım yapaylıktan
Çantasını bana uzattı.
- İçinde para var. Bize içki alabilirsin, dedi.
Çanta yirmi milyonluk destelerle doluydu. İçinden tek bir yirmilik çektim. İki
bardak cin portakal alıp geldim. Ülkü sarhoş olmuştu. Yalpalıyordu. Yaklaştım
Ülkü'ye. Vakit geldi diye düşündüm. Sevişme zamanı geldi. Belinden tutup bal
petekli dudaklarından öptüm. Patlamak üzere olan göğüslerini sıktım. Bağırmaya
başladı. Sinirlendi bu hareketime
- Bunu bir daha yapma Tayfun. Dokunma bana. İçki içmek istiyorum ben
Hamlem sonuçsuz kalmıştı. Çantadan bir yirmilik daha aldım. Önümü göremiyordum.
Cin portakalların yarısını döküp geldim. Ülkü'de kendinde değildi artık. Yeşil
gözleri yarı yarıya kapanmıştı.
- Arabama götür beni Tayfun, dedi. Otelin önüne park etmiştim
- Tamam çıkalım, dedim.
Yarım saat Bodrum içlerinde düşe kalka yürüdük. Ülkü'ye sarılmak bile güzeldi.
Bağırıp duruyordu sokaklarda. Bir derdi vardı ama söylememişti henüz.
Cağaloğlunda. Sultanahmet'de, Taksim'de çeşit çeşit insanla karşılaşmıştım. Ülkü
sağlam bir kadındı. Görmüş geçirmişti. Benden gerçekten hoşlanmıştı. Yoksa
yanına bile yaklaşamazdım.
- Burası, dedi Tayfun. Otelim burası. Arabamda az ileride
Kırmızı lüks bir BMW'nin yanında durduk. Kapıyı açtı. Bir çanta aldı içinden.
Sonra bagajı açtı. Hiç sarhoş gibi değildi. Ayılmıştı.
Sanatçıyım diyordu. İçkiye alışık olduğu belliydi. Bodrum gecesinde yürümek iyi
gelmişti ona. Ayakkabılarını çıkartıp bagajdan başka bir ayakkabı giydi. Bir
çanta daha çıkardı bagajdan. '' Makyaj çantam bu benim '' dedi. '' Sen
alabilirmisin ''. Tabi, dedim. '' Ama daha önce arabada biraz oturalım. ''
Arabanın içine geçtik. Deriydi koltuklar. Bembeyazdı içerisi. Yeşil gözlerini ve
bebek yüzünü nişanladı bana. Her an saldırıya geçebilirdim. Arabada her yerini
öpmek istiyordum Ülkü'nün. Dev bacaklarında göğüslerinde kaybolmak istiyordum.
- Bana söz vermeni istiyorum Tayfun. Otele beraber gireceğiz. Odama çıkacağız.
Bana kesinlikle dokunmayacaksın.
- Tamam, dedim.
Çantasından yüzük çıkardı. '' Bunu parmağına tak Tayfun. Sen benim nişanlımsın.
Resepsiyonda herhangi bir problem çıkmasını istemiyorum. '' Her şeye olduğu gibi
buna da tamam dedim. Yüzüğü parmağıma taktım.
İçeriye girdik. Çok büyük bir lobisi vardı otelin. Binlerce ışık yanıyordu.
Tavandan aşağıya kilometreler uzunluğunda zincirden devasa bir lamba sarkmıştı.
Yerler mermerdi ve parlıyorlardı. Üç dört kişi üstümüze doğru gelmeye başladı.
Kafam dönüyordu. Her şeyi çift görüyordum. Cin felaket çarpmıştı beni.
Portakalda çarpmadan Ben Ülkü'ye çarpmak istiyordum.
'' Bu bey benim nişanlım, Tayfun '' diye bir ses duydum derinlerden. Nereye
doğru döneceğimi bilmiyordum. Uçuyordum. Evet ben Ülkü hanımın nişanlısıyım
dedim boşluğa doğru.
- Tamam beyefendi sizi odanıza çıkartayım dedi birisi. Erkek sesiydi.
Lobiden bir üst kata çıktık. Korkuluklara yapışarak çıktım yukarıya. Kapı
açıldı. '' Odanız burası beyefendi '' dedi yine bir ses. Yanımda birileri vardı
ama göremiyordum. Kocaman yuvarlak bir yatağın üstüne atladım. Atlamamla içine
göçmem bir oldu. Su yatağındaydım. Belki burada Ülküyle sex bile yapacaktım.
Kapıdan girerken otelin dört tane yıldızı olduğunu görmüştüm. Belki beşti yada
üç.
- Geldim aşkım. Geldim işte, dedi
Ülkü'nün sesiydi. Kapıyı kapattı. Çakmağıyla odada ki mumları yaktı. Makyaj
çantasından çıkarttığı bir şeyi püskürttü odaya. Güzel kokular gelmeye başladı
burnuma. Seks için hazırlık yapıyordu. Çıldırmak üzereydim. Sarhoştum kamışım
kırılmak çatlamak üzereydi.
- Arkanı dön Tayfun. Bakma kesinlikle. Soyunup duşa gireceğim
- Rahat ol, dedim.
Kahverengi sütyeni ve külotu vardı. Sütyenini kafama külotunu da tam önüme
fırlattı.
- Duşa giriyorum ben. Kesinlikle yanıma gelme Tayfun istemem
- Rahat ol.
Mavi cinsin Bayrampaşa fabrikasında ki defolu reyonundan aldığım siyah kısa
kollu tişörtümü çıkarttım. Beyaz yazlık pantolunumu da çıkartıp fırlattım
sütyenle külotun üstüne. Beyaz renkli pehlivan kesimli donumla kaldım odanın
içinde. Ülkü beni istiyordu. Bu işi uzatmanın bir anlamı yoktu. Hoşlandığı her
erkekle zevk için yatan bir kadın olduğunu düşünüyordum artık. Yüz yirmi
sekizinci erkeğiydim belki de. Pehlivan donumu da çıkartıp uzun olmayan ama
kalınlığı iyi olan kaya gibi olmuş kamışımla Ülkü'yü beklemeye başladım.
- Aaaa Tayfun çok ayıp ama, dedi.
Kamışım önde ben arkada duşa girdim. Duşun kapısı açıldı. Ülkü daldı içeriye.
Sarıldık birbirimize. Kamışımı avuçladı. Buz gibiydi su. Ayılmıştık ikimizde.
Çırılçıplak karşımdaydı. Tarihi bir sütun gibiydi. Su damlalarıyla dolu et
yığını vardı karşımda. Her yerini yalamaya başladım. Göğüs uçları pinokyonun
burnu gibiydi. Kalçalarının arasında gezintiye çıkardım kamışımı. Ani bir
hamleyle kamışımı öpmeye başladı. Ufak ufak öpüp konuşuyordu onunla. Kamışımın
bu kadar değerli olduğunu bilmiyordum. Ülkü gibi kadınlar rüyama bile girmezdi.
Ancak lüks arabaların içinde dergilerde yada filmlerde görüyordum onları.
Diliyle masaj yapmaya başladı kamışıma. Dayanamıyordum artık ve patladım. Yüzüne
boşaldım. Yanaklarından akıyordu dertlerim. Bütün sorunsallarımdan kurtuluyordum
artık. Küvetten akıp gidiyorlardı. Sarı saçlarından tutup ayağa kaldırdım.
Yapıştım dudaklarına.
- Yatağa gidelim, dedi. Hadi yatağa gidelim
Su yatağında dalgalanıyorduk. Üzerime çıkıp zıplamaya başladı. Taş gibiydim
hala. Sörf yapıyorduk yatakta. Klimayı da ayarlamıştı. Rüzgarımızda boldu.
Saçlarından tutup duvara yasladım. Arkadan girdim içine. Bağırıyordu. Sürekli
bağırıyordu. Yastığı alıp ağzına dayadım. Yirmi senelik seks açlığımı
kapatıyordum. Her şeyde iyi olduğumu düşünüyordum. Seksi de başarmıştım. Ülkü de
Mutluydu.
Sabah ezanı okundu. Ülkü uyumuştu. Ben hiç uyumadım. Tuvalete girip işedim.
Makyaj çantasının içerisi deste deste yirmi milyonluk doluydu. Kolyeler
bileklikler vardı içerisinde. Tekrar yatağa uzandım. Sırt üstü yatıyordu Ülkü.
Bacaklarının arasında dev bir karpuz dilimi gibi duruyordu üçgeni.
Kemiklerim sızlıyordu.
Ezmişti beni Ülkü. Bitik durumdaydım. Resepsiyonu aradım. Çukulata meyve suyu,
varsa vitamin hapı istiyorum, dedim. Ülkü tekrar saldırıya geçerse güç depolamak
istiyordum. Kapı çalındı. Supradin vitamin bile getirmişlerdi. Teşekkür ettim.
Hesaba yazın, dedim. Ülkü gözlerini açtı.
- Hala buradasın Tayfun. Genelde paralarımı ve takılarımı alıp giderler
- Hadi gidip bir şeyler yiyelim.
Artık boğuşacak takatim yoktu.
- Tamam Tayfun. Sonrada Dodo biçe gidip yüzelim
Odaya kahvaltılık bir şeyler geldi dört tekerlekli ufak bir araba üzerinde.
Sonrada elbiselerini ütüleyip getirdiler Ülkü'nün.
Dışarı çıktık. BMW ye bindik. Düğmeye bastı Ülkü. Arabanın üstü açıldı. Otele
baktım dört yıldızlıydı.
- Hıristiyanım ben Tayfun, Amsterdam da yaşıyorum. İstersen senide götürebilirim
Bodrumun dağlık yollarında kıvrılıyorduk. Çok süratli gidiyordu.
- Çok hızlı gidiyorsun
- Ralliciyim ben Antalya'da özel yapım pejo arabam var. Derecelerim bile var
benim
- İyi o zaman
Issız dağlık bir bölgeden aşağı doğru indik. Büyük bir tabelada dodo biç
yazıyordu. İskeleden indim denize. Soğuktu su. Ülkü atladı iskeleden. Yanıma
geldi. Kamışımı yakaladı denizin içinde.
- En sevdiğim şey denizde düzüşmek Tayfun. Ama burası müsait değil
Kadın seks için doğmuştu sanki. Durmuyordu hiç. Sattığımız kaşe makinesi için
Serkut beye gitmem gerekiyordu.
- Dönmem lazım dedim.
- Seni bırakayım Tayfun. Akşam görüşürüz o zaman
İşimi hallettim. Sattığımız kaşe makinesinin parası olan dokuz yüz yirmi beş
dolarımı aldım Serkut beyden. Akşam dokuzda Ülkü'yü aradım.
- Tekne kiraladım Tayfun. Yanımda Serkan var, dedi. Yeni tanıştım. Mikanosa
gidiyorum ben. Her şey için teşekkür ederim.
Ertesi gün gece yarısı İstanbul Tozkoparanda ki gecekondumuza geldim. Sabah 85T
Tozkoparan-Taksim otobüsüyle Şişhaneye gittim. Galata kule dibinde ki eve
yürüdüm. Kaşe makinelerinin sahibi Cevdet'i arayıp evdeyim dedim. Akşam Cevdet
geldi Galata ya. Sekiz yüz dolarını verdim.
- Kutlayalım bunu dedi.
Taksimde karavan rak bardaydık. Cimi Hendriksin posteri altında oturuyordum.
Arjantin bardakta biram geldi. Büyük bir yudum alıp kafamı sallamaya başladım.
Tayfun
Öyküler Siirler John Fante Bukowski Dostoyevski Çehov Anasayfa