Kol faresi

 

Mercimek büyüklüğündeki simsiyah gözleriyle bana doğru bakıyordu. Çalı süpürgesi nizamsızlığındaki bıyıklarının altından sinsice gülümsemesi başındaki kaşeli takkesinin yamulmasına sebep olmuştu. Yanakları al ve yıldız gibi parlıyordu. Gömleğinin orta düğmesi göbeğinin baskısına dayanamamıştı.   

-    Ha yavrum…Haydeh…Ne olacağ ki…Ha yavrum ha yavrum.

-    Ama baba…  

-    Gir içeri…Çabuk…İşe yarayın lan…Kocaman adam oldunuz gayrı. 

Çok büyüktü. Ayakları tavuk ayağına benziyordu. Duvarın dibine çökmüş yukarıya doğru bana bakıyordu. 

Bütün vücudum titriyordu. Şoka girmiştim. Korkudan yere yığılmak üzereydim. Olduğum yerde dondum kaldım. Tuvaletin içi bok kokuyordu. Öyle böyle değil yıllanmış bok kokusuydu. Oturduğumuz gece kondunun tuvaletinde bir lağım faresiyle baş başaydım.  

İçerisi en fazla bir buçuk metrekareydi. Tuvalet deliğinin üzerinde kalın ve uzun bir kütük vardı. Lağım fareleri evin içerisine dalmasın diye deliği bu kütükle tıkıyorduk.   

O kütüğü kaldırıp da pantolunu sıyırıp çömelmek tam bir cesaret işiydi. Korku dolu dakikalar başlardı. Taze yem kokusunu alan kolum büyüklüğündeki fareler ''cıyık cıyıık'' sesler çıkararak gelir, deliğin dibine kadar dayanır kafalarını yukarıya doğru uzatarak bakarlardı. Çok korkar da ayağa kalkarsan bacaklarından aşağıya boklar süzülürdü.  

Uzun bir sopamız vardı. Derede balık avlayanlar gibi bir elinizde tutar ve ilk kafa uzatana sallardınız zıpkını. Hiçbir yöntem lağım farelerinin akınını engelleyemezdi. Çok büyük bir korku kaplardı beni. Daha çok cinsel uzuvlarımın ısırılıp koparılacağını düşünür korkardım. Bu yüzden bazen tuvaletimi yaparken takımlarıma kese kağıdı geçirirdim, bazen de plastik banyo tasıyla barikat kurardım, bazen de bir elimle komple avuçlayarak korumaya çalışırdım. Gece rüyalarımda devamlı lağım fareleri tarafından kopartılmış aletimin peşinden koşarken bulurdum kendimi. 

Şimdi düşmanlardan biriyle baş başaydım. Titremem dinmemişti. Babam beni bir lağım faresiyle aynı yere kapatmıştı. Annemin babama karşı haykırışlarını duyabiliyordum.  

-    Hayde leyn..Ekmek var yinmi? Tüh…Yazıklar olsun…Öldürsene leynn…Beynamaz çocuk. 

Bok itici fare kovucu sopayı aldım ve düşmana doğru salladım. Tek hamleyle bacaklarımın arasından cıyaklayarak kaçmıştı. Üstüm başım suratım sopadan savrulan boklarla darbelenmişti. Elimle yüzümü sildim. Dudaklarıma yapışan ıslaklığın tadına baktım ve kustum. Hemen arkamı döndüm. Fare duvara tırmanmaya çalışıyordu. Çok korktuğu belliydi. Yirmi otuz santim tırmandıktan sonra koca bedeniyle tekrar yere düşüyordu. Zıplayarak bacaklarıma asıldı. Pantalonumun üzerinden bana doğru tırmanmaya başladı. Bacağımı duvara duvara nefes almadan vuruyordum. Yere düştü ve tekrar aksi tarafa kaçtı.

Acıklı gözlerle bana bakıyordu. Sopayı sallıyordum fakat bir türlü tutturamıyordum. Kafam kontraplak tavanda asılı kırk mumluk ampule çarpıp duruyordu. Kıçımızı yıkadığımız plastik ibrik devrilmiş içindeki sular boşalmış ayaklarım ıslanmıştı. Terlikle duruyordum orada. Ya ayağımı ısırırsa ya veba falan kaparsam diye korkum daha da artmıştı.  Babam durmadan kapıya vurup hesap soruyordu. Dilim damağım kurumuş korkudan boğulmak üzereydim. 

Fare şoka girmişti. Devamlı aynı hareketi tekrarlıyordu.Yirmi otuz santim tırmanıp yere düşüyordu. Sonra tekrar, tekrar ve tekrar. Sopayı iki elimle tutarak kafasının üzerine doğru dengeledim. Bir iki kere yukarı aşağı indirip kaldırarak iyice ayarladım. Sopayı havaya kaldırıp tüm gücümle salladım.

Tek bir ses geldi  ‘’TAK’’  dedi. Kemik sesiydi bu. Hayvan yere düştü. Dört ayağı havada pedal çevirir gibiydi. Gözlerimden yaşlar aktığının farkına vardım. Bir taraftan da acı çekmesini istemiyordum. Gördüğüm manzara karşısında çok değişik duygular yaşıyordum. Kendimi katil olarak görüyordum. Yaşım çok küçüktü. Böyle bir durum karşısında herhangi bir tecrübem yoktu. Aklıma ilk gelen kurban bayramlarında kesilen hayvanların çırpınarak can vermeleriydi. Ama bu kurban değildi ve acı çekiyordu.  

Kendimi kaybetmiştim. Ardı arkasına sopayı vuruyordum. Kan içinde kalmıştı. Artık korkmasına gerek kalmamıştı. Can çekişmeyecekti.

 

Kapıyı açtığımda karşımda tüm bedeniyle bekleyen babam duruyordu. ‘’Get lan haydi…Kaç saat oldu bir işi beceremedin yaniye…beynamaz adam’’  dedi.

 

 

Oğuz

 

Öyküler   Siirler  John Fante   Bukowski    Dostoyevski   Çehov  Anasayfa